11 Haziran 2008 Çarşamba

Life kisses us on both cheeks - day and morn - but laughs at our deeds - eve and dawn.

Halil Cibran

1 Haziran 2008 Pazar

Günün/dünün Blogu


"biraz önce yoktum..simdi burdayim...
sözcükler var bir de ben...
...
make believe I'm everywhere
I'm hidden in the lines and written on the pages
is the answer to a neverending story "

Ekim 2003'tü bu sözcükler buraya ilk yazıldığında...
Dündü. Şimdi bugün.
"there is a crack in everything
that's how the light gets in" demiş Cohen abi. Burası her daim o çatlağa olan inancımdı, ışığın sızabileceği... En zor günlerde bile... Sonra daha güneşli, daha parlak, daha sıcak günler geldiler. Elim gitmez oldu ne yazmaya, ne de silip yok saymaya... Harika dostlarım oldu, bu sayfa dolayısıyla, harika anlarım, anılarım... Bir şekilde, hala burdayım.
Günün blogu ya da dünün blogu... Çok taze değil evet, ama sizi zehirlemez :)
Yine de teşekkür ederim.
Herkese esenlikler, karamelalı, renkli, pırıltılı şeyler!
ve daima, bolca ışık!

13 Mayıs 2008 Salı

Kağıt Faresi

"Sonunda bir gevşeme, bir yorgunluktur çok kitaplı adamın üzerine çöktü. Kendisine kucak açan, içindeki yeni şeylerle, güçlü şeylerle kendine seslenen kitaplar geçmişe karışmıştı artık. Adam hastaydı, yaşlanmıştı, kendini aldatılmış hissediyordu. Bir düş gördü, düş ne durumda olduğunu gösterdi ona. Düşte salt kitaplardan yüksek bir duvar örmeye çalışıyordu. Duvar yükseldikçe yükseliyor, adamın gözü duvardan başka birşey görmüyor, dünyada ne kadar kitap varsa üst üste yığıp kocaman bir yapı oluşturmayı kendisine görev biliyordu.""Derken binanın bir bölümü sallandı ansızın, kitaplar kayıp düştü, dipsiz bir kuyudan içeri patır patır yuvarlandı, duvardaki aralıklardan acayip bir ışık sızıp geldi ve adam kitaplardan örülmüş duvarın arkasında korkunç birşey gördü, ışık ve sis içinde devcileyin bir karmaşa algıladı, kişi ve oluşumlardan, insanlar ve topraklardan, can çekişenlerden ve doğum yapanlardan, çocuklardan ve hayvanlardan, yılanlardan ve askerlerden, yanan kentlerden ve batan gemilerden, çığlıklardan ve vahşi sevinç haykırılarından bir yumak kopup geliyordu duvarın arkasından; kan fışkırıyor, şarap akıyor, meşaleler göz kamaştırıcı ve arsız bir parıltıyla yanıyordu. Birden uyanan adam fırlayıp kalktı ayağa, kalbinin üzerinde ağır bir basınçla kahrolarak ay ışığında sessiz odada şaşkın şaşkın dikildi; pencerenin arkasındaki ağaçları ve komodinin üzerindeki kitabı görünce birden anladı herşeyi..."

"...ve sessizlik"

"Aldatılmıştı, aldatılmış, nesi varsa alınmıştı elinden! Kitaplar okumuş, sayfalar çevirmiş, kağıt koklamıştı, ah, oysa arkada, o kitaplardan rezil duvarın arkasında yaşam sürüp gitmiş, yürekler yanıp tutuşmuş, tutkular ortalığı kasıp kavurmuş, kan ve şarap akmış, sevgiler filizlenmiş ve cinayetler işlenmişti. Ve bütün bunlardan hiçbirine sahip olamamıştı kendisi; hiçbiri kendisinin olmamış, kitaplardaki incecik, gölgelerden ve kağıttan başka hiçbir şeyi elinde tutamamıştı."

"...hışırtısı; dalların ve sayfanın..."

Herman Hesse

20 Mart 2008 Perşembe

First day of Spring'miş


"Bahar geldi, bahar geldi, güneşin doğduğu yerden"
Uzatın ellerinizi!

17 Mart 2008 Pazartesi

"... Ama hepimiz için, şu an bile, bir sonraki cümle var ve o cümle belki de nihayet söylemek istediğimizi söyleyen cümledir. Kısır günlerde o cümleyi düşünüp, yarın ola hayır ola, deyip uykuya dalarız."

Charles Bukowski
Yazarken kaymalısın. Sözcükler pürüzlü ve bulanık olabilirler, ama keyifli bir şekilde kayıp gidiyorlarsa duyulan hazla ışıldarlar. Özenle yazmak ölümcüldür. Sözcüklerle kaya parçalan veya yenecek lokmalarmış gibi oynamakta Sherwood Anderson'un üstüne yoktu bence. Sözcükleri kağıda resmederdi. Ve öyle basittirler ki ışık patlamaları hissedersiniz; kapılar açılır, duvarlar kayar. Halıları, ayakkabıları, parmakları görürsünüz sayfada., sözün ustasıydı. Harikuladeydi. Ama Sherwood'un sözcükleri mermi gibidirler de. Onu okurken birden yere serilebilirsiniz. Uzun lafın kısası Sherwood işi biliyordu. Sezgileri güçlüydü. Hemingway yazıyı fazla ciddiye almıştı. Onu okurken ne kadar emek sarf ettiğini görebilirsiniz. Anderson ciddi bir şeyden söz ederken gülmeyi de bilirdi. Hemingway hiç bilmedi gülmeyi. Sabahın altısında ayakta yazan birinin mizah duygusu olamaz.

Charles Bukowski

4 Şubat 2008 Pazartesi


İvedi bir dünya bu.
Her şey erken
Ve her şey geç.
Gün tutulacak biz uyurken.

Melih Cevdet Anday

25 Ocak 2008 Cuma

“..Bir iş yaparken hep bir başka şeyi düşlediği için, kafasındaki bir satranç problemini çözmeden yeni bir parçayı prova etmeye başlayamıyor, satranç oynarken bir yandan da Chicago Cubs takımının yenilgilerini düşünüyor, maça giderken Shakespeare’in kahramanlarından biri aklına takılıyor, sonunda eve varıp eline kitabı aldıktan en çok yirmi dakika sonra klarnet çalma hevesine kapılıyordu. Bu yüzden de nerede ise ve nereye gitse, ardında başarısız satranç hamleleri, sonuna kadar seyredilmemiş maçlar ve yarısı okunmuş kitaplar kalıyordu..”

Paul Auster

Şimdi yine kumlu ayaklarımda parmak arası terlikler, aşkımla Long Beach'de yürüsem, gün batımında Ice Coffee'mi yudumlarken bir tek akşam yemeğinde bu sefer ne denesem diye düşünsem...

29 Kasım 2007 Perşembe

On the road again...


Ama gercek yolcular gitmek icin giderler;
Yurekleri balonlar gibidir; Hafifcecik;
Ve nicin oldugunu bilmeden, "Gitsek" derler,
Yazgilari onunde boyunlari hep egik.

Şimdi hayallerine dokunma zamanı.
Biraz nefes alma, kaçma, aylaklık etme,
"Mai Pen rai"(hiç tasa yok) zamanı...
Kara kışa inat kemiklerini ısıtma, gün ışığına sarılma,
Yollarda, şehirlerde, adalarda kaybolma zamanı...
Yukarıdaki hamağa uzanma,
Bolca aşka bulanma zamanı,
sadece ben ve O...
Önümüzdeki 1 ay boyunca Tayland yollarında olacağız.Fırsat buldukça ya da döndükten sonra buraya yazacağız. Görüşmek üzere!

5 Ekim 2007 Cuma


"Gökyüzünden dilimler içeren şu bulutlar ülkesini görüyor musun?" dedi. "İlk bakışta insan sanır ki, en karanlık yeri, en derin yeridir gökyüzünün; ama çok geçmeden bu karanlık ve yumuşaklığın yalnızca bulutlardan oluştuğunu, tüm derinliğiyle evrenin, ancak buluttan dağların saçaklarıyla fiyortlarında başlayıp sonsuzluğun içerisine dalıp gittiğini ve bu evrende yıldızların yer aldığını anlar. Görkemli yıldızların, biz insanlar için aydınlık ve düzeni simgeleyen bu alabildiğine yüce varlıkların. Dünyanın ve gizlerinin derinliği bulutların ve siyahlığın olduğu yerde değildir, derinlik aydınlıkta ve beyazdadır. Lütfen yatmadan önce pek çok yıldızla donanmış bu körfezIere ve boğazlara bir süre daha bak, bu arada kapını çalabilecek düşleri ve düşünceleri de geri çevirme."


"Boncuk Oyunu"'ndan