Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
Güneş onu yakıp kavurur.
O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye.
"Ol" der Tanrı.
Güneş oluverir.
Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister.
"Ol" der Tanrı.
Bulut olur.
Rüzgar alır götürür bulutu, rüzgarın oyuncağı olur.
Rüzgar olmak ister bu kez.
Ona da "Ol" der Tanrı.
Rüzgar her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur.
Herşey karşısında eğilir.
Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
Ordan eser
burdan eser,
kaya bana mısın demez!
Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.
Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı....
Sırtında bir acı ile uyanır....
Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır...
"Amor Fati - Nietzsche "
(Kaderini sev-belki seninki en iyisidir)
26 Mayıs 2009 Salı
25 Mart 2009 Çarşamba
Gracias a la vida
“teşekkürler hayat; verdiğin her şey için;
her açtığımda
siyahı beyazdan, cennetin huzmesini karanlıktan,
sevdiğim erkeği kalabalıktan çıkarıp bana sunan gözlerim için
teşekkürler hayat, verdiğin her şey için
hayatın sesi ve kelimelerim
düşüncelerim, ettiğim kelamlar,
annem, dostlarım, kardeşim ve parlayan güneş
ve aşkın izleri için
teşekkürler hayat, verdiğin her şey için;
duyduğum tüm sesler; gece, gündüz,
ağustos böcekleri, kanaryalar, çekiçler
motorlar, köpek bağırışları, rüzgar
ve yarin sakin fısıltıları için
teşekkürler hayat, verdiğin her şey için;
caddelerinde, göl kıyılarında, dağlarında
ovalarında, leb-i deryada yahut suya hasret çöllerinde
ve evlerinde yorulan adımlarım için
teşekkürler hayat, her şey için;
yıkıntılardan kendimi yeniden yaratabildiğim
ve yeniden hayata sunabildiğim için
kahkahalarım, göz yaşlarım
ve bu şarkı için
her şey için teşekkürler"
İyi ki doğdum!
4 Mart 2009 Çarşamba

"Çünkü benim için yalnız çılgın insanlar önemlidir, yaşamak için çıldıranlar, konuşmak için çıldıranlar, kurtarılmak için çıldıranlar, aynı anda her şeyi birden arzulayanlar, hiç esnemeyen, beylik laflar etmeyen, yıldızların arasında örümcekler çizerek patlayan ve en ortalarındaki mavi ışığı görenlere, ‘vay canına’ dedirten o muhteşem sarı maytaplar gibi yanan, yanan, yanan insanlar.”
...
“Senin yolun hangisi oğlum? Mübareklerin yolu mu, delilerin yolu mu, gökkuşağının yolu mu, süs balıklarının yolu mu, yoksa her yol mu? Herkes için her yerde bir yol var nasılsa. Kim nerde nasıl?”
Jack Kerouac,Yolda
20 Şubat 2009 Cuma
Çevreye verdiğim geçici rahatsızlıktan dolayı özürlerimi sunuyorum sayın okuyucu. Şöyle ki; eski yazılarımı şifrelemeye karar vermiştim. Bunun için öncelikle var olan blogumun adını "sunthingarsiv" olarak değiştirdim ve daha sonra “sunthing” i tekrar aldım. Bloggerın aktarma özelliğini kullanarak bir kısım yazıları burada bırakıp diğerlerini arşiv bloguma aktardım. Böylece oldu sanırım Beyhan ve İndis’in dediği hadise, yani readerda 25 yeni post yayınlamışım gibi göründü ve ben şaşkın Sunthing blogu aktarırken bu blogun yorum ayarlarını yapmayı da unuttuğumdan gelen yorumlardan bihaber şekilde takılıyomuşum. Yorumları da yeni gördüğüm için bu açıklama da biraz gecikti. Esenlikler ve güneşli günler! :)
11 Şubat 2009 Çarşamba
Into The Wild
There is pleasure in the pathless woods,
There is rapture on the lonely shore,
There is society where none intrudes,
By the deep sea and the music in its roar;
I love not man the less, but Nature more.
Lord Byron

"Alexander Supertramp" ya da "Christopher Mccandless"'ın yürek burkan ve gerçek bir olaya dayanan hikayesi; Into The Wild. Sean Penn'in yönetmenliğini ve yapımcılığını yaptığı 2007 yapımı Into The Wild, Jon Krakauer'ın 1996 yılında yayınlanan aynı adlı romandan uyarlanmış bir yol filmi. Filmin harika soundtrack'ini de Eddie Vedder hazırlamış...

"Happiness is only real when shared..." yazdı kalan son gücünü toplayıp titrek elleriyle, ışığı görmeden önce...


There is rapture on the lonely shore,
There is society where none intrudes,
By the deep sea and the music in its roar;
I love not man the less, but Nature more.
Lord Byron

"Alexander Supertramp" ya da "Christopher Mccandless"'ın yürek burkan ve gerçek bir olaya dayanan hikayesi; Into The Wild. Sean Penn'in yönetmenliğini ve yapımcılığını yaptığı 2007 yapımı Into The Wild, Jon Krakauer'ın 1996 yılında yayınlanan aynı adlı romandan uyarlanmış bir yol filmi. Filmin harika soundtrack'ini de Eddie Vedder hazırlamış...

"Happiness is only real when shared..." yazdı kalan son gücünü toplayıp titrek elleriyle, ışığı görmeden önce...



"What if I were smiling and running into your arms? Would you see then what I see now?"
Ah naaptın sen be Seancığım? Naaptın...
9 Şubat 2009 Pazartesi
Imam Baildi/Imam Baildi/EMI Music
Tam bir müzik aşığı olan sevgili arkadaşım Alexis’in bouzukisiyle şenlendirdiği “Imam Baildi”dan burada bahsetmesem olmazdı... “Imam Baildi” Yunanlı bir müzik grubu ve son derece leziz ve keyifli bir müzik yapıyorlar. 2005 yılında Orestis ve Lysandros Falireas kardeşler tarafından kurulan Imam Baildi’nin albümü Yunanistan’da 2007’de yayınlanmış ve haftalarca Yunan listelerinde üst sıralarda kalmıştı, şimdi ise EMI Müzik Türkiye etiketiyle Türkiye’de… Çıkış noktaları 40’lı, 50’li, 60’lı yılların unutulmuş eski yunan müziklerini gün ışığına çıkarıp modern ezgilerle harmanlayarak yeni ve eşsiz bir sound yaratmak olan Imam Baildi, kesinlikle bunu başarmış diyebiliriz. Eski Yunan müziklerinden ve Balkan melodilerinden samplelar, üzerine saksofon, klarnet, trompet, tulum, bouzuki, çello ve işte Karşınızda enfes İmam Baildi ! Facebook ya da Myspace sayfalarından kendilerini yakından tanıyabilir, videolarını izleyebilirsiniz. Umarım bu sefer bizim Alex'lere yolumuz düşer de performanslarını canlı canlı izleyebilirim :)

17 Kasım 2008 Pazartesi
8 Kasım 2008 Cumartesi

Andrew Largeman: You know that point in your life when you realize that the house that you grew up in isn't really your home anymore? All of the sudden even though you have some place where you can put your shit that idea of home is gone.
Sam: I still feel at home in my house.
Andrew Largeman: You'll see when you move out. It just sort of happens one day, one day and it's just gone. And you can never get it back. It's like you get homesick for a place that doesn't exist. I don't know maybe it's like this right of passage, you know. You won't have this feeling again until you create a new idea of home for yourself, you know, for you kids, for the family you start. It's like a cycle or something. I miss the idea of it. Maybe that's all family really is. A group of people who miss the same imaginary place.
Garden State,2004
16 Ekim 2008 Perşembe
Kızı sakinleştirmek ve dinlenmesini sağlamak için balığımın hikayesini anlatıyorum. Bu ömür boyu sahip olduğum altı yüz kırk birinci balık. Tanrının yarattığı başka bir canlıya bakmayı ve sevmeyi öğrenmem için ailem yıllar önce ilk balığımı almıştı. Sahip olduğum altı yüz kırk balıktan sonra öğrendiğim tek şey, insanın sevdiği her şeyin bir gün öleceği oldu. O özel kişiyle karşılaştığın ilk anda, onun bir gün ölüp toprağın altına gireceğine emin olabilirsin.Chuck Palahniuk, Gösteri Peygamberi
29 Eylül 2008 Pazartesi

".....Şüphesiz bana deneyimlerimin sağladığı bir sigorta bilgisi var; nereye gidersem gideyim, kitapçıların ya da kütüphanelerin bulvarları, evden bulunduğum yere uzanan sokaklarla kesişecek, biri nasılsa öbürüne çıkacak. Beni yatıştırmak için, kitaplara zihnimden dokunma durumunun doğması yeterli: Onlari elime alamasam, sayfalarini karıştırmasam da olur. Işığı yanan bir pencerenin yanindaki duvara kurulmuş raflar rahatlatır içimi: Yabanci bir kentte, geceyarısı sessiz, ara sokaklarda yürürken karşıma çıkacak bu görüntü, kabileden birinin yanından geçtiğim bilgisi, gövdemin ısısını korumasina yeter."
Enis Batur, Kütüphane / Bir Başka - Labirent Öyküsü
Enis Batur, Kütüphane / Bir Başka - Labirent Öyküsü

"Dil musikidir... Musikilerin en mânâlısı, en az müphemi, ama musiki. Her kelime, bir kelimeler dünyasının anahtarıdır; meçhule açılan bir kapı, her kelime. Meçhule, yani rüyalara, hatıralara, anlatılmayanlara, anlatılamayacaklara. Mağaralarından süzülür şuur-altının, şuurun yedi kat göğünden dökülür. Kelime küfür, kelime dua, kelime büyü. Zihnin bu esrarlı meyvesini asırlar besler, asırlar olgunlaştırır. "
Cemil Meriç, Umrandan Uygarlığa
Cemil Meriç, Umrandan Uygarlığa
MUCİZELER KUŞU
İnan Mayıs Aru'nun 27 Eylül Cumartesi akşamı Sultanahmet'te Şeyh Bedreddin'in mezarı başında yaptığı vicdani ret açıklamasıdır;
Bismillahirrahmanirrahim
Kara ve kızıl kanatlarıyla bir tepeden bir vadiye
ve sonra bir vadiden bir tepeye uçan,
özgürlüğe imanlı bir kuştur anarşi dediğim benim
Ve Hakk bildiğim
Bir düşmüş bir kuş olduğunu gören
Âdemoğlu kuşun kanadında bir tüy
Kuş kanat çırpmış
Tüy dârıdünyaya düşmüş
Dünya, dönüp duran,
Yıldızlı bir örtü altında yanan
bir sır gibi gizlediğimiz
yaralarımızdan sızan gece ve kan.
Dünya, nice zulmet, nice yalan.
Ve yine dünyadır işte
bu cennet bu cehennem
ayan beyan.
Sen ben yer gök seyyârat
İçlerinde inci mercan deryalar
Meyveler, salkımlar, envai çeşit mahlûkat
tecellisidir hep O’nun
O öyle büyük öyle muazzam
perdesi gene kendidir
görmek istersen
dön de bir kendine bak…
Senden içeri bir sen
Benden içeri bir ben
Haşhaş sanmayasın sakın Hakkın esrârıdır
Kalpsiz kalıp zulmete gömülmüş bir dünyada vicdan,
bir ötmeye başladı mı susmak bilmeyen
bir kuşun avazıdır,
kaskatı kesilmiş taştan kalpleri deler geçer
ve öyle taşlar vardır ki içlerinde nehirler kaynar
öyle taşlar ki çatladı mı sular çağlar.
Öyleyse ötsün artık mucizeler kuşu siz de duyun:
Malik-ül Mülkü hiçe sayarak dünyayı kuşatan hiçbir orduda
elime silah almayacağım.
Saçlarımda çiçekler olacak, kulağımda küpeler, parmağımda yüzükler;
içimdeki yaban çocuğun güzelliğine leke süren
aşağılayıcı rütbeler takmayacağım omzuma
uygun adım yürümeyeceğim
ayaklarım talim edecek gerçeğe giden tüm dolambaçlı yolları
ve Hünkârım, Beyim, Paşam
yorma hiç o güzel ağzını emretmek için bana
Hak sözünden gayrı bir buyruğa tabi olmayacağım bundan sonra.

(Vicdani Ret Beyanımdır)
Bismillahirrahmanirrahim
Kara ve kızıl kanatlarıyla bir tepeden bir vadiye
ve sonra bir vadiden bir tepeye uçan,
özgürlüğe imanlı bir kuştur anarşi dediğim benim
Ve Hakk bildiğim
Bir düşmüş bir kuş olduğunu gören
Âdemoğlu kuşun kanadında bir tüy
Kuş kanat çırpmış
Tüy dârıdünyaya düşmüş
Dünya, dönüp duran,
Yıldızlı bir örtü altında yanan
bir sır gibi gizlediğimiz
yaralarımızdan sızan gece ve kan.
Dünya, nice zulmet, nice yalan.
Ve yine dünyadır işte
bu cennet bu cehennem
ayan beyan.
Sen ben yer gök seyyârat
İçlerinde inci mercan deryalar
Meyveler, salkımlar, envai çeşit mahlûkat
tecellisidir hep O’nun
O öyle büyük öyle muazzam
perdesi gene kendidir
görmek istersen
dön de bir kendine bak…
Senden içeri bir sen
Benden içeri bir ben
Haşhaş sanmayasın sakın Hakkın esrârıdır
Kalpsiz kalıp zulmete gömülmüş bir dünyada vicdan,
bir ötmeye başladı mı susmak bilmeyen
bir kuşun avazıdır,
kaskatı kesilmiş taştan kalpleri deler geçer
ve öyle taşlar vardır ki içlerinde nehirler kaynar
öyle taşlar ki çatladı mı sular çağlar.
Öyleyse ötsün artık mucizeler kuşu siz de duyun:
Malik-ül Mülkü hiçe sayarak dünyayı kuşatan hiçbir orduda
elime silah almayacağım.
Saçlarımda çiçekler olacak, kulağımda küpeler, parmağımda yüzükler;
içimdeki yaban çocuğun güzelliğine leke süren
aşağılayıcı rütbeler takmayacağım omzuma
uygun adım yürümeyeceğim
ayaklarım talim edecek gerçeğe giden tüm dolambaçlı yolları
ve Hünkârım, Beyim, Paşam
yorma hiç o güzel ağzını emretmek için bana
Hak sözünden gayrı bir buyruğa tabi olmayacağım bundan sonra.
İnan Mayıs Aru
THE BIRD OF MIRACLES
(A Concentious Objection Declaration)
Bismillahirrahmanirrahim
With wings black&red from an apex to a valley
And then from a valley to an apex flies
A bird faithful to freedom, I call her anarchy
And what I call Truth is
A dream imagining herself a bird
Humankind is a feather on her wings
The bird flutters
The feather falls on earth
Earth, wheeling around
Burning under a cover of stars
the night and the blood oozes out
of our well hidden arcanum scars.
Earth, plenty of darklings, plenty of lies
Yet again the earth is
this heaven this hell
lying before our eyes.
You, me, land, sky, heavenly bodies
The waters hiding pearls and corals
Fruits, bunches, miscellanous creatures
all epiphanies of Her
So huge and so grandious is She
her curtain is Herself
if you’d like to see
look in your self
A self within yourself
A self within myself
Do not mistake it for opium, it’s the enigma of the Truth
In a heartless world sunk into darkness it’s the conscience
which is a shriek of a bird
whose tongue can never be tied
it pierces all rock-hardened hearts
and surely there are some rocks from which streams burst forth
and surely some rocks when split asunder waters bubble around
Well then, let the bird of miracles sing:
In any army besieging the earth in defiance of the True Sovereign
I will never be recruited
I will have flowers on my hair, rings on my ear
Beauty of the savage child in me will never be stained
by any humiliating insignia on my shoulder
I will never keep step
but my feet will survey all detours leading to truth
And Lord, Master, Commander,
don’t ever weary your mouth to command me
For I shall obey no command no more but the word of the Truth!
İnan Mayıs Aru
(A Concentious Objection Declaration)
Bismillahirrahmanirrahim
With wings black&red from an apex to a valley
And then from a valley to an apex flies
A bird faithful to freedom, I call her anarchy
And what I call Truth is
A dream imagining herself a bird
Humankind is a feather on her wings
The bird flutters
The feather falls on earth
Earth, wheeling around
Burning under a cover of stars
the night and the blood oozes out
of our well hidden arcanum scars.
Earth, plenty of darklings, plenty of lies
Yet again the earth is
this heaven this hell
lying before our eyes.
You, me, land, sky, heavenly bodies
The waters hiding pearls and corals
Fruits, bunches, miscellanous creatures
all epiphanies of Her
So huge and so grandious is She
her curtain is Herself
if you’d like to see
look in your self
A self within yourself
A self within myself
Do not mistake it for opium, it’s the enigma of the Truth
In a heartless world sunk into darkness it’s the conscience
which is a shriek of a bird
whose tongue can never be tied
it pierces all rock-hardened hearts
and surely there are some rocks from which streams burst forth
and surely some rocks when split asunder waters bubble around
Well then, let the bird of miracles sing:
In any army besieging the earth in defiance of the True Sovereign
I will never be recruited
I will have flowers on my hair, rings on my ear
Beauty of the savage child in me will never be stained
by any humiliating insignia on my shoulder
I will never keep step
but my feet will survey all detours leading to truth
And Lord, Master, Commander,
don’t ever weary your mouth to command me
For I shall obey no command no more but the word of the Truth!
İnan Mayıs Aru
11 Haziran 2008 Çarşamba
1 Haziran 2008 Pazar
Günün/dünün Blogu

"biraz önce yoktum..simdi burdayim...
sözcükler var bir de ben...
...
make believe I'm everywhere
I'm hidden in the lines and written on the pages
is the answer to a neverending story "
Ekim 2003'tü bu sözcükler buraya ilk yazıldığında...
Dündü. Şimdi bugün.
"there is a crack in everything
that's how the light gets in" demiş Cohen abi. Burası her daim o çatlağa olan inancımdı, ışığın sızabileceği... En zor günlerde bile... Sonra daha güneşli, daha parlak, daha sıcak günler geldiler. Elim gitmez oldu ne yazmaya, ne de silip yok saymaya... Harika dostlarım oldu, bu sayfa dolayısıyla, harika anlarım, anılarım... Bir şekilde, hala burdayım.
Günün blogu ya da dünün blogu... Çok taze değil evet, ama sizi zehirlemez :)
Yine de teşekkür ederim.
Herkese esenlikler, karamelalı, renkli, pırıltılı şeyler!
ve daima, bolca ışık!
13 Mayıs 2008 Salı
Kağıt Faresi
"Sonunda bir gevşeme, bir yorgunluktur çok kitaplı adamın üzerine çöktü. Kendisine kucak açan, içindeki yeni şeylerle, güçlü şeylerle kendine seslenen kitaplar geçmişe karışmıştı artık. Adam hastaydı, yaşlanmıştı, kendini aldatılmış hissediyordu. Bir düş gördü, düş ne durumda olduğunu gösterdi ona. Düşte salt kitaplardan yüksek bir duvar örmeye çalışıyordu. Duvar yükseldikçe yükseliyor, adamın gözü duvardan başka birşey görmüyor, dünyada ne kadar kitap varsa üst üste yığıp kocaman bir yapı oluşturmayı kendisine görev biliyordu.""Derken binanın bir bölümü sallandı ansızın, kitaplar kayıp düştü, dipsiz bir kuyudan içeri patır patır yuvarlandı, duvardaki aralıklardan acayip bir ışık sızıp geldi ve adam kitaplardan örülmüş duvarın arkasında korkunç birşey gördü, ışık ve sis içinde devcileyin bir karmaşa algıladı, kişi ve oluşumlardan, insanlar ve topraklardan, can çekişenlerden ve doğum yapanlardan, çocuklardan ve hayvanlardan, yılanlardan ve askerlerden, yanan kentlerden ve batan gemilerden, çığlıklardan ve vahşi sevinç haykırılarından bir yumak kopup geliyordu duvarın arkasından; kan fışkırıyor, şarap akıyor, meşaleler göz kamaştırıcı ve arsız bir parıltıyla yanıyordu. Birden uyanan adam fırlayıp kalktı ayağa, kalbinin üzerinde ağır bir basınçla kahrolarak ay ışığında sessiz odada şaşkın şaşkın dikildi; pencerenin arkasındaki ağaçları ve komodinin üzerindeki kitabı görünce birden anladı herşeyi..."
"...ve sessizlik"
"Aldatılmıştı, aldatılmış, nesi varsa alınmıştı elinden! Kitaplar okumuş, sayfalar çevirmiş, kağıt koklamıştı, ah, oysa arkada, o kitaplardan rezil duvarın arkasında yaşam sürüp gitmiş, yürekler yanıp tutuşmuş, tutkular ortalığı kasıp kavurmuş, kan ve şarap akmış, sevgiler filizlenmiş ve cinayetler işlenmişti. Ve bütün bunlardan hiçbirine sahip olamamıştı kendisi; hiçbiri kendisinin olmamış, kitaplardaki incecik, gölgelerden ve kağıttan başka hiçbir şeyi elinde tutamamıştı."
"...hışırtısı; dalların ve sayfanın..."
Herman Hesse
"...ve sessizlik"
"Aldatılmıştı, aldatılmış, nesi varsa alınmıştı elinden! Kitaplar okumuş, sayfalar çevirmiş, kağıt koklamıştı, ah, oysa arkada, o kitaplardan rezil duvarın arkasında yaşam sürüp gitmiş, yürekler yanıp tutuşmuş, tutkular ortalığı kasıp kavurmuş, kan ve şarap akmış, sevgiler filizlenmiş ve cinayetler işlenmişti. Ve bütün bunlardan hiçbirine sahip olamamıştı kendisi; hiçbiri kendisinin olmamış, kitaplardaki incecik, gölgelerden ve kağıttan başka hiçbir şeyi elinde tutamamıştı."
"...hışırtısı; dalların ve sayfanın..."
Herman Hesse
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
